Yazı Detayı
28 Mayıs 2018 - Pazartesi 20:37 Bu yazı 493 kez okundu
 
Somuncu Baba
 
 

Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında Anadolu'da yetişen âlim ve velîlerin büyüklerinden. "Somuncu Baba" lakabıyla tanınıp meşhûr oldu. 1349 (H.750) senesinde Kayseri'de doğdu. İsmi Hâmid, babasının ismi Şemseddîn Mûsâ'dır. İlk tahsîlini babasından aldı. Babasının vefâtından sonra Şam'a giderek, Hankâh-ı Bâyezîdiyye'de ilim öğrendi. 

Hâmid-i Aksarayi Hazretleri esasen ilmi arayan bir kimse idi. Zamanının en meşhur ders verenlerinden okumuş, tabii ve müspet ilimleri elde etmişti. Lakin aradığı kalp huzurunu ve fikri kanaati bir türlü elde edemeyince Şam’a kadar gidip Beyazıd-i Bestami Hazretleri'nin dergâhına inmişlerdir. Bu seyahat Hâmidüddin Hazretleri'nin fikir ve tasavvufi hayatının başlangıcıdır. Orada pekçok velînin sohbetlerine katıldı. 

Hâmid-i Aksarayi Hazretleri’nin üveysi meşrepten olduğunu da rivayet ederler. Bu şu demektir ki: Senelerce evvel vefat etmiş bir zatın kendisini manada ruhen irşat etmesidir. Beyazıt-i Bestâmi Hazretleri'nin kendisini manen ruhdan ruha terbiye ve irşat ettiğini de söyleyenler vardır. Ancak Hâmidüddin’in Erdebil’e gittiği de muhakkaktır. Çünkü ruhdan ruha telkin almak ve içini aydınlatmak, onun manevi ve ruhani irşatlarıyla îlahî maarifet tahsiline yol almak mümkün ise de, zahiren de birisinden bunun tamamlanması lazımdır. Üveysî olarak, mânevî yol ile Bâyezîd-i Bestâmî'den feyz aldı. 
Somuncu Baba’nın ekmekçilik yapması, bir ahi geleneğinin devamı sayılabilir. Onun bu işi yapmaktan maksadının Hakk’a yakınlığını özel bir kisve ve davranışlarla sergileme yerine, halkın arasında onlar gibi yaşayarak ve onlara örnek olarak yaşamak olduğu kanaatini ileri sürenler vardır. Somuncu Baba, Kur’an-ı Kerim istediği ticaret, alışveriş veya herhangi bir işin, kulu Allah’tan uzaklaştırmadığı bir insan tipini nefsinde canlandırıyordu. Halkın sıradan bir kişi saydığı bu veliyi kısa bir sürede devrin büyük bilginleri, mutasavvıfları, devlet büyükleri ve hükümdar dahi gerçek değeriyle tanımışlardı.Evliyalar sultanı Ebû Hâmid ve Hacı Bayram Veli, Bursa’dan ayrılarak bu yolculukta önce Şam’a giderler. Burada biraz kaldıktan sonra Hac vazifesini yerine getirmek üzere Hicaz’a varırlar. Orada hac farizasını ifâ ettikten sonra, (1402’deki Ankara Savaşı’ndan sonra) Anadolu’ya dönerler. Ebû Hâmid ve Hacı Bayram’ın Ankara Savaşı sırasında, Anadolu topraklarında bulunmayışı onları muhtemel bir esirlikten kurtarır. Zira Timur, savaştan sonra fethettiği topraklardaki âlim ve sanatkârları toplayıp Semerkand’a göndermiştir. Hatta Emir Sultan bile bu esirler arasındaydı. Kısaca Ebû Hâmid’in bu uzun seyahatten iki maksadı vardı: Biri hac yapmak, ikincisi adını sanını unutturup izini kaybettirmek; gözlerden, hafızalardan silinmek. 

Üç yıllık seyahatten sonra, Ebû Hâmid ve Hacı Bayram Veli Hazretleri, Anadolu’ya dönerler. Bir ara Darende’de kalırlar. Daha sonra Ebû Hâmid’in vefat edip defnedileceği Aksaray’a gelip yerleşirler. 

İlmi açıdan yaptığımız araştırmalar Ebû Hâmid Hazretleri’nin, Aksaray’da öldüğü ve orada defnedildiği şeklinde sonuçlanmıştır. Darende’de Ebû Hâmid’in makamının bulunduğu her ne kadar doğru ise de, mezarı orada değildir. Ancak, Yunus Emre’nin mezar sayısının onu bulması, nasıl Anadolu halkı tarafından benimsendiğinin göstergesi ise, Ebû Hâmid’in iki mezara sahip olması, aynı iltifatın bir başka örneğini teşkil eder mahiyettedir. 

Velayet sırrını Hacı Bayram’a teslim eden Ebû Hâmid Hazretleri, 20 Eylül 1412 tarihinde, kendi tabiriyle ‘’bu, çilesi bol dünyadan’’ ayrıldı. Mezarı, halen Aksaray’da sevenlerince ziyaret edilmektedir. 

 
Etiketler: , Somuncu Baba Aksaray, Şeyh Hamid-İ Veli Aksaray
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı